13 Nisan 2011 Çarşamba

Geri Dönüştürülemeyenler


“..Ardiye’nin üç tane ana büyük derdi var. İlki insan olmak, ikincisi hayvanlar, üçüncüsü de tüketim toplumu. Ve biz elimizden geldiğince, beynimiz çalıştığı sürece bu üç konu üzerine yoğunlaşıp bu üç konu üzerindeki derdimizi anlatmaya çalışacağız..”

“Geri Dönüştürülemeyenler”i ben Galata Perform’da izlemiştim. Oyunu Burak Yerlikaya yazıp yönetmiş. Tiyatro Ardiye’nin yapımında TolgaYeter, Fatma Toptaş, Efe Deprem, Cem Bahşi, Alp Ataman, Yavuzhan Doğan ve Gökhan Türkhal oynuyor Oyunun ardından Burak Yerlikaya ve Tolga Yeter’le oyun üzerine sohbet ettim.

Eraslan Sağlam: Burak ilk seninle başlamak istiyorum. Öncelikli olarak eline sağlık, tebrik ederim. Kanımca çok iyi bir metin ortaya çıkarmışsın ve aynı zamanda bu ortaya çıkardığın metni de büyük bir titizlikle sahneye koymuşsun. Fakat önce metinle başlamak istiyorum. Neydi derdin? Ne anlatmak istedin? Niçin bu oyunu yazma ihtiyacı duydun?

alt

Burak Yerlikaya: Bizim Ardiye olarak en büyük derdimiz tüketim sıkıntısı, yani bütün dünyayı sarmış olan tüketim. İnsanların şuursuzca tüketime yönelmesiydi meselemiz ve benim kendi açımdan da en büyük derdim bir oyun yazarken sahnede insanların normal hayatlarının içersinde olan bir sahneyi görmektense, anlatacağım derdi hiç hayatları boyunca kafalarında tahayyül edemeyecekleri şekilde anlatmaktı. Bu yüzden de bu tüketim derdini değişik bir kurguyla anlatmak istedim. Aynı zamanda da ikinci büyük derdimiz de tabii ki insan olmak. Oyun içersindeki insanların para uğruna nasıl insanlıktan çıktığını görüyoruz.

E.S.: Bu tüketim meselesini, bu tüketim krizini nasıl bir hikayeyle aktarıyorsun?

altB.Y.: Oyun içersinde şöyle bir anlatım var: Dünya, nüfus artışıyla bir dengesizliğe gidiyor ve tüketim ile birlikte tükenme noktasına geliyor. Çünkü dünya kaynakları tükenme noktasına geliyor. Bu durumda ülke başkanları ve bilim adamları bir toplantı yaparak, her ülkenin nüfusunun, yapılacak bir çekilişle belli bir oranda idamına karar veriyor. Dünya sona erme noktasına geldiği için de tüm insanlık bunu kabul etmek zorunda kalıyor. Bu çekilişin sonunda da çok zengin bir ayakkabı fabrikatörü çıkıyor. Ardından kendinin yerine para karşılığı ölecek birini aramaya başlıyor.

E.S.: Burada yan temalardan biri de -yanlışsam lütfen düzelt beni- sanayileşmenin insanlar üzerinde yaptığı etki dolayısıyla küçük üreticinin yok olması, haute couture kavramının yok olması, konfeksiyon olanağının ve seri üretime geçişin bu tip küçük esnafı, dolayısıyla zanaatı öldürdüğü teması, yan temalardan biri olarak karşımıza çıkıyor galiba.

B.Y.: Kesinlikle! Biz yaşım itibariyle buna yetiştik ama yetişemeyen bir nesil var. Bakkalı, mahalle bakkalını göremeyen insanlar var.

E.S.: Ekmeğin dahi hipermarketlerden alındığı bir döneme girdik.

B.Y.: Benim babam hayatta gidip ayakkabı almazdı. Onun bir dostu vardı, hem gidip onunla sohbet ederdi hem de istediği ayakkabıyı tarif edip yaptırırdı.

altE.S: Benim de başımdan geçti, çocukken bize de hazır ayakkabı alınmazdı. Giderdik ayakkabıcıya, önce ayağımızın altını çizip, kalıbını alıp o şekilde ayakkabılar yapardı ve çok şık ayakkabılardı. Aynı zamanda son derece de sağlıklydıları. Çünkü zanaatkarlık vardı orda.

B.Y.: İşin kötü yanı, istemesek de bu düzenin içine girmek zorunda kalıyoruz. Yani herkes aynı ayakkabıları giyiyor evet ama biz de herkes gibi aynı ayakkabıyı giymek zorunda kalıyoruz. Çünkü başka seçeneğimiz kalmadı!

E.S.: Bir uniform hayata doğru dönüştürüyor bu da bizi. Aynı jeanleri, aynı spor pabuçları giyip geziyoruz.
Peki nasıl bir sahneleme anlayışıyla kurguladın oyunu?

altB.Y.: Benim için ve ekibimiz için en önemli şey samimi olmasıydı. Gelip izleyen seyircinin orada ‘oyunculuk’ yapan insanlar görmesini istemedik. Doğal olunmasına gayret ettik, cümleleri söylerken oyunculuk atraksiyonları yapılmasını istemedik. O cümleler oyunculara ne hissettiriyorsa o şekilde sahneye yansıtmalarını istedik.

E.S.: Bir oyunculuk şovuyla değil gerçeklik duygusuyla hareket edildi yani...

B.Y.: Evet gerçeklik duygusuyla hareket edilmesini istedik.

E.S.: Bu arada da Galata Perform’dan da söz etmek gerekiyor diye düşünüyorum. Çünkü çok küçük bir salonda izlediğimiz oyunla, aslında bizler bir yaşama tanıklık etmiş oluyoruz. Biraz da bundan bahseder misin?

B.Y.: Galata Perform benim için çok değerli. Yeni Metin Yeni Tiyatro projesi kapsamında çıktı bu oyun. Galata Perform Türkiye’ye yeni yazarlar, yeni yönetmenler kazandırmak adına gerçekten özverili davranıyor. Prova süresince bizden hiçbir şey talep etmediler. Bize çok destek oldular her konuda. Ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Aynı zamanda Galata Perform’un mekanı bu oyun için inanılmaz ölçüde uyumluydu. Hem dekor anlamında, hem de kurgu anlamında... Bu açıdan Galata Perform bizim için çok önemli bir yer. İtalyan (çerçeve) sahnede de oynadık. Ama bana hiçbiri Galata Perform’un tadını vermiyor.

E.S.: Ben de okuyucularımıza orda izlemelerini tavsiye ediyorum zaten.
Tolga gelelim sana, oynadığın karaktere. Ne oynuyorsun? Ve nasıl bir yöntemle hazırlandın?

altTolga Yeter: Biraz önce Burak’ın da bahsettiği gibi ben işte o‘zengin’ adamı oynuyorum. Zengin iktidarı oynuyorum belki de, erki oynuyorum. İşte o zanaatı sonlandıran, konfeksiyona yönlendiren sanayinin başında duran adamı ve hiç kimseyle evlenmeye, daha doğrusu bir aile kurmaya bile zamanı olmayan, hatta cesareti olmayan adamı oynuyorum. Çok kısa sürede hazırlanmak durumunda kaldım. Ekip çok samimi, çok gönüllü olduğu için çok destek oldular bir kere.

E.S.: Biz izlediğimiz zaman kısa sürede hazırlandığını anlamıyoruz.

T.Y.: Sağ olun! Bu gibi eleştiriler benim en çok hoşuma giden eleştirilerden biri.Şehir Tiyatrosu’nda da uzun dönem süren provalar yapıyoruz. Ya da dışarıda başka oyunlarımızda da yapıyoruz. Ama mesele yönetmen tarafından size doğru anlatılabiliyorsa o zaman çok fazla süreye ihtiyacınız olmayabiliyor. Yani işin nicelik ve nitelik kısmının ne olduğunu bu projeyle biraz daha anladım. Tabii ki onu özümsemek, hazmetmek için gerçekten bir süreye ihtiyacınız oluyor. Ve Galata Perform’da biz her Pazartesi oynadığımız bu oyunu ben daha çok oynamak istiyorum.

altNasıl hazırlandım? Çok gerçek bir metin. Ve hatta sevgili eşim “senin için çok zor olmadı sanırım” dedi. Çünkü çok gerçek, çok kolay çıkarabileceğim bir rol olduğunu izledikten sonra söylemişti. Fakat o kadar da kolay olmadı. Çünkü Burak’ın biraz öne bahsettiği bu oyunculuk şovuna biraz alışmış mıyız neyiz? Bilmiyorum oyuncu olarak biraz..

E.S.: Deformasyon profesyonel...

T.Y.: Galiba! İşte o yüzden çok samimi ve çok gerçek bir yerden hareket etmeye çalıştım. Sağ olsun Burak da, diğer arkadaşlar da çok yardımcı oldular. Çok kısa sürede beni doğru yönlendirdiler. Bu çok önemli; çünkü çıkmış bir oyuna sonradan girmiş bir karakterim ben. Yani oyuncu değişikliği söz konusu olduğu için ben oyuna dahil oldum. Çok da mutlu oldum. Ama bu konuda bana hep destek oldular, bundan dolayı da müthiş memnunum. Umarım, bolca oynarız. Çünkü gerçekten bu oyunun hem Yeni Metin Yeni Tiyatro’dan çıkmış bir metin olarak izleyiciyle buluşması önemli, hem de gerçekten orda bulunanlar olarak tiyatroya o kadar gönüllüyüz, gönüllüler ki bu beni tekrar bundan on sene öneki, tiyatroya başladığım günlere döndürdü. Bu da benim için yeniden yapılanma oldu.Yeniden öğrenmeye devam ediyorum. İyi ki girmişim.

altE.S.: Ben de çok oynamasını diliyorum. Çağımızda yaşanan tüketim krizi akıl almaz boyutlara geldiği için, hatta bütün dünyayı bu tüketim krizi değiştirdiği -bunun başında küresel iklim krizini sayabiliriz, temel nedenlerinden biri bizim tüketim alışkanlıklarımız – sanayileşme insanlığımızı elimizden aldığı için oynamasını istiyorum.
Burak, Ardiye nasıl bir topluluk? Ve bundan sonraki planları neler?

B.Y.: Ardiye çok yeni bir topluluk, bir sene önce kurulmuş bir topluluk. Ben dekor kostüm tasarımı okudum Mimar Sinan’da. Ve okumaya başladığım ilk günden itibaren kendi yazdığım oyuna dekor yapmak istediğimi biliyordum. Ve işte denemelerim sonucunda bu oyunu çıkarabildiğimizi düşünüyorum.

E.S.: Çok güzel bir sahne tasarımı kurgulanmış oyununuzda...
Genel olarak Ardiye ile devam edelim...

alt

B.Y.: Ardiye’nin üç tane ana büyük derdi var. İlki ‘insan olmak’, ikincisi‘hayvanlar’, üçüncüsü de‘tüketim toplumu’. Ve biz elimizden geldiğince, beynimiz çalıştığı sürece bu üç konu üzerine yoğunlaşıp bu üç konu üzerindeki derdimizi anlatmaya çalışacağız.

E.S.: İkinize de teşekkür ederim!

T.Y. / B.Y.: Biz teşekkür ederiz!

Ardiye’nin yapımı Geri Dönüştürülemeyenler’i 11, 18 ve 25 Nisan 2011’de saat 20:30’da Galata Perform’da izleyebilirsiniz!

İyi seyirler!

Eraslan Sağlam / 10 Mart 2011 / Elmadağ

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder